26 Aralık 2011 Pazartesi

Gıda Güvenliği Konusunda Yayın Zorunluluğu



639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye konan ek bir madde ile TRT ve ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolara, ayda en az 90 dakika gıda güvenliği, gıda güvenilirliği, bitki ve hayvan sağlığı ile toprak koruma konularında yayınlar yapma zorunluluğu getirildi.
Bu yayınlar, asgarî otuz dakikası 17:00-22:00 saatleri arasında olmak üzere, 08:00-22:00 saatleri arasında yapılacak ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na teslim edilecek.
Bu saatler dışında yapılan yayınlar, aylık doksan dakikalık süreye dâhil edilmeyecek. Bu programlar, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile bilimsel kuruluşlar, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları veya sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanacak.
Bu yayınlar için herhangi bir bedel ödenmeyecek ve yayınların ve sürelerinin denetimi Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca yapılacak. Uygulama 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe girecek.

2012 Ocak Ayı içerisinde Ankara'da Gıda Mühendisleri adına basın açıklması yapılsa katılır mısınız?

24 Aralık 2011 Cumartesi

Son dönemlerde yaşanan 'çocuklarınıza çiğ süt içirmeyin' polemiğine Gıda Mühendisi Prof. Dr. Barbaros Özer de katıldı.


Son dönemlerde yaşanan 'çocuklarınıza çiğ süt içirmeyin' polemiğine Prof. Dr. Barbaros Özer de katıldı.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barbaros Özer, 'çiğ süt içerek sütün doğal niteliklerinden olabildiğince yüksek düzeyde yararlanma' yaklaşımının ütopik ve mantık dışı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Özer, "Çiğ sütün üstünlüğünün vurgulanması kabul edilemez bir yaklaşımdır. Halkımızın bu mesajları çiğ süt tüketiminin zararsız olduğu şeklinde algılaması durumunda olabileceklerin boyutu tahminlerin ötesindedir" dedi.


Çiğ süt tüketiminin yararlı olduğu şeklinde yanlış algılar olduğunu belirten Prof. Dr. Barbaros Özer, Türkiye'de iyimser bir yaklaşımla çiğ sütün mikroorganizma yükünün 1 milimetrede 1 milyon bakterinin üzerinde olduğunu, bu oranın AB normlarındaki karşılığının ise 1 milimetrede en fazla 100 bin bakteri olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Özer, "Sağım teknolojisinin yeterli olmadığı, kayıt dışı süt üretimin yaygın olduğu ve sağım sonrası hijyen konularının dikkate alınmadığı ülkemizde çiğ sütün üstünlüğünün vurgulanması veya süte alternatif süt ürünlerinin tüketiminin önerilmesi kabul edilemez bir yaklaşımdır. Halkımızın bu mesajları çiğ süt tüketiminin zararsız olduğu şeklinde algılaması durumunda olabileceklerin boyutu tahminlerin ötesindedir" diye konuştu.


Prof. Dr. Barbaros Özer, çiğ süt ve çiğ sütten üretilen ancak yeterli süre olgunlaştırılmayan peynirlerin brusella, listeriosis, tüberküloz hastalıklarına davetiye çıkardığını söyledi. Prof. Dr. Özer, "Çiğ sütten üretilen peynirlerin olgunlaştırılmadan tüketimi ile brusellaya yakalanma ve buna bağlı hamile kadınlarda düşük vakaları konusunda basit bir araştırma yapıldığında konunun boyutu daha net anlaşılabilecektir. Süte ısıl işlem uygulaması pastörizasyon veya UHT sterilizasyon ile sütte doğal olarak yer alan ve insan sağlığına zarar verme potansiyeli yüksek mikroorganizmaların ortamdan uzaklaştırılması amacıyla uygulanan bir teknolojik işlemdir ve bütünüyle zararsızdır" dedi.


Sütün çiğ olarak içilmesi durumunda faydalarından daha fazla yararlanılacağı yaklaşımının mantık dışı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Barbaros Özer, şunları kaydetti:


"Süte uygulanan ısıl işlem sütte en fazla vitaminler üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Ancak, süt teknolojisi, bağımsız bilim dalı olarak işlev görmeye başladığı 1900'lü yılların başından bu yana sütün temel bir vitamin kaynağı olarak görülmediği bilinen bir gerçektir. Çiğ süt içerek sütün doğal niteliklerinden olabildiğince yüksek düzeyde yararlanma yaklaşımı ütopik ve mantık dışıdır. Homojenizasyon işlemi sırasında sütün yağ parçacıkları daha küçük boyutlara parçalanmakta, süt yağı sütün her yanına eşit olarak dağılmakta ve süt yağının sindirimi kolaylaşmaktadır. Bu arada kaymak bağlama süresi de uzadığından süt görsel çekicilik kazanmaktadır. Dolayısıyla homojenizasyon sütün besin değerine zarar verici bir uygulama değildir."


MY,KY(MÇ/CK) - Bolu
Kaynak :
http://www.sondakika.com/haber-cig-sut-hakkinda-onemli-aciklama-3208652/

Sebze ve Meyvedeki Kimyasal Tehlike


Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki 

Koruma Bölümü Fitopatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nuh Boyraz, “Bekleme süresi 14-15 gün olan ilaçlar verilip, akşam hasat edilerek soframıza gelen ürünler var bu ülkede. Pazara gelen üründe pestisit (zirai ilaçlar) denetimi yok” dedi.











Boyraz,yaptığı açıklamada, zararlı böcek ve hastalıklarla zamanında, doğru mücadelenin büyük önem taşıdığını söyledi.

Hastalıklara karşı kimyasal ilaç kullanımının, üreticinin en son başvurması gereken bir yöntem olduğunu belirten Boyraz, “Avrupa ülkelerinde ürün yetiştiriciliğinde kimyasal ilaçlama yöntemine en son başvurulurken Türkiye'de ise tam tersi bir durum söz konusu” dedi.

Üreticilerin, gerekli bütün tedbirleri aldıktan sonra, hastalık ve zararlı böcekler, üründe ekonomik düzeyde bir kayba neden olacaksa, o zaman ilaçla savaşı önerdiklerini anlatan Boyraz, ilaçların bilinçsiz kullanılmasının, insan sağlığını olumsuz yönde etkilediğini ifade etti.

Bazı kimyasal ilaçların, hastalığı önlemesi için ürün üzerinde belli bir süre kalması gerektiğini, ancak ürünün bekleme süresi olan ilaç atıldıktan hasada kadar geçen sürenin dikkate alınmadığına dikkati çeken Boyraz, şunları kaydetti:

“Kimyasal madde kalıntılarının önlenmesi için kontrol ve denetim mekanizmaları oluşturulması lazım. Ürünü, bekleme süresi 14-15 gün olan ilaçlar verilip, akşam hasat edilerek soframıza gelen ürün var bu ülkede. Çünkü, pazara gelen üründe pestisit denetimi yok. Biz dış ülkelere ürün gönderirken bunun denetimini yapıyor ancak kendi ülkemizde bu ürünlerin denetimini yapmıyoruz. Dış ülkeler, pestisit kalıntı analizleri yapmadan ülkesine mal almıyor. Çünkü benim insanım değerli diyor ve kendi laboratuvarlarında yaptıkları analiz değerlerini dikkate alıyorlar.”

Üründeki bazı ilaç kalıntılarının yıkama ve kabuk soyma yöntemiyle de temizlenemeyeceğini dile getiren Boyraz, “Bazı ilaçlar sistematiktir. Bu ilaçlar bitki öz suyuna geçer ve ürünün yıkanması veya kabuğunun soyulmasıyla temizlenmez. İnsan vücuduna giren ilaçlar, dolaşım sindirim ve sinir sistemlerini etkileyerek, kronik zehirlenme, kanser, üreme ve anormal doğumlar gibi ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Ayrıca, kimyasal ilaçlar, zamanında ve yerinde kullanılmazsa, yer altı sularını kirletmekte, etraftaki faydalı böcek, arı ve diğer canlılara zarar vermektedir” diye konuştu.

Nasıl önlenir
Doç. Dr. Boyraz, meyve ve sebze hallerine pestisit kalıntı analiz laboratuvarların kurulmasının gerekli olduğunu, burada ürünlerin, günübirlik kalıntı analizlerinin yapılmasının gerekli olduğunu bildirdi.

İhracata yönelik firmaların danışmanlık sistemiyle çalıştıklarını ve bu sistemin tüm çiftçilerin uygulaması gerektiğini açıklayan Boyraz, “Kalıntı nedeniyle her hangi bir sorun olursa bunun sorumlusu bu danışmanlık şirketi olması gerekiyor. Böylece çiftçiler de bilinçli bir üretim yaparlar” dedi.

Üreticinin de, sağlıklı tohum kullanması, dayanıklı çeşitlerin kullanılması, dengeli gübreleme yaparak kalitenin artacağını hem de verimin yüksek olacağını anımsatan Boyraz, kimyasal ilaçlamanın alternatifleri arasında, kültürel, fiziksel, hukuksal mücadele yöntemleri de olduğunu söyledi.

Bitki hastalıklarının çoğunun dış ülkelerden geldiğini savunan Boyraz, şöyle devam etti:

“Özelikle dış karantina uygulamalarının çok sıkı olması lazım. Mesela domatesteki tuta hastalığı domates güvesi dediğimiz ülkemize yeni giren bir zararlı. Patatesteki kanser hastalığı nedeniyle Niğde ve Nevşehir bölgesinde 150-200 bin dekarlık alanda patates üretilemiyor. Bu hastalığın görüldüğü tarlalarda üretim yasaklandı. Bu tür hastalılar, 2000 yılına kadar ülkemizde yoktu ama dış ülkelerden gelen tohumlardan girdi.y

KONYA (A.A) - İbrahim Yozoğlu
Hurriyet

22 Aralık 2011 Perşembe

Gıda Mühendisleri Odasından Uzun Süredir Beklenen Görüşme






21.12.2011 tarihinde Odamız Yönetim Kurulu Üyeleri Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Dr. M. Mehdi EKER`le TBMM`de bir görüşme yapmıştır.

21.12.2011 tarihinde Odamız Yönetim Kurulu Üyeleri Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Dr. M. Mehdi EKER‘le TBMM‘de bir görüşme yapmıştır.
İzmir Milletvekili meslektaşımız Sn İlknur DENİZLİ‘nin katkı ve katılımıyla gerçekleşen görüşmede;  gıda mühendislerinin istihdam sorunları başta olmak üzere mevzuat uygulamaları gibi gündemde yer alan sorunlarımız hakkında görüşme yapılmış ve Sayın Bakana Odamız görüşleri iletilmiştir. Sayın Bakan, karşılıklı görüşmenin ve iletişimin önemine değinerek, görüşmelerin sürdürülmesine açık olduğunu ifade etmiştir. Özellikle, zorunlu istihdam kapsamı dışında kalan gıda işletmelerine yönelik ‘Gıda Danışmanı‘ uygulaması konusunda yapılabilecekler ile mevzuattan kaynaklı sıkıntılara yönelik önerilerimizin ayrıntılı bir şekilde kendine sunulmasını istemiştir.